Ender Merter | Hakkında
Geçmişi yaşatan;
gençlere, yol açan

ENDER MERTER

İletişim Devrimi 91 yaşında

Türkler köklü bir toplum yapısına sahip olmakla birlikte Orta Asya’dan günümüze pek çok farklı coğrafyada yaşamış, farklı dinlerle ve birçok milletle etkileşim içerisine girmiştir. Bu durumdan dolayı neredeyse her çağda farklı alfabeleri kullanmışlar ve farklı dillerden etkilenmişlerdir. Tam olarak kesin bir bilgi elde edilememesiyle beraber kendine ait alfabeye sahip olarak kabul edilen ilk Türk kökenli toplum Göktürklerdir.

Zaman içerisinde ise konuşulan dil pek farklılık göstermese de yazı dili ve alfabe değişikliklere uğramıştır. Geçmişten günümüze Türkler tarafından yaklaşık ondan fazla alfabe kullanılmıştır, bunlardan başlıcaları: Göktürk, Uygur, Arap, Kiril ve Latin alfabeleridir.

Latin kökenli çağdaş alfabe 1 Kasım 1928’de Atatürk’ün gerçekleştirdiği Harf Devrimi ile kabul edilip kullanılmaya başlanmıştır. Büyük Türk ulusu bilgisizlikten, azemekle kısa yoldan ancak kendi ve soylu diline kolayca uyan böyle bir araçla sıyrılabilir. Bu okuma-yazma anahtarı ancak Latin kökünden alınan Türk alfabesidir. 29 harften oluşan bu yazı sistemi, kullanılan diğer alfabelere göre daha kolay ve öğrenilmesi daha basittir. Ayrıca yapılan bazı toplantılar sonucunda diğer Türk toplumlarında da kültür ve dil ortaklığını sağlayabilmek amacıyla 34 harfli Latin alfabesinin kullanılması kararı da alınmıştır.

Ülkemizde kullanılan alfabe Latin asıllı bir alfabedir. 8 ünlü 21 ünsüz harften oluşan yazı sisteminde sesler soldan sağa yazılır. 1928’den günümüze kullanılan çağdaş harfler, Türk Dil Kurumu’nun da çalışmalarıyla Türk kültürünü oluşturarak yaygınlaştırılmasını sağlamıştır. Günümüzde de Latin alfabesi ülkemiz dahil Dünya nüfusunun üçte biri tarafından kullanılan en yaygın alfabedir.

Atatürk ve Geometri

“Müsellesin, zaviyetan-ıdahiletanmecmu’ü 180 derece ve müselles-imütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir.”yerine “Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir.” dememizi Atatürk’e borçluyuz. “Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-imütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavimüselles demektir.” Osmanlıca bilmeyenlerimizin bu cümleyi anlayacağını sanmıyoruz. Bugün kullandığımız Türkçe ile yukardaki cümle şu anlama geliyor: “Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir.”

1937 yılından önce öğrenciler metamatiği Osmanlıca terimlerle öğreniyorlardı. Daha doğrusu öğrenmiyorlar, ezberliyorlardı. Ta ki, Atatürk’ün bizzat yazdığı Geometri kitabında yeni matematik terimleri geliştirilene kadar. 1937 yılının Kasım ayında yeni bir eğitim ve öğretim yılına girilirken, Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dil Kurumu’nun çeşitli bilim dallarına ait Türkçe terimleri saptadığını, bu sayede dilimizin yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını attığını ilan eder. Aynı yıl okullarda, eğitim Türkçe terimlerle basılmış olan kitaplarla başlar ve bu olay kültür hayatı için önemli bir adım olur. Atatürk, dilde özleşmeyi olanakların son kertelerine kadar zorlamış, bilim ve düşündilinin sadeleştirilmesinin ve eğitimin Türkçe yapılmasının gerekliliğini önemle vurgulamıştır. Atatürk’ün geometri kitabı, bilimsel terimlerin Türkçeleştirilmesinde karşımıza çıkan ilk adım yine, Atatürk’ün 1936-37 kış aylarında kendisinin yazdığı ve geometri öğretiminde yolgösterici olarak tasarlanan 44 sayfalık bir geometri kitabı. Kitap, 1937’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yazar adı konmadan yayınlanmış, 1971 yılında da ikinci bir baskısı Türk Dil Kurumu tarafından çıkarılmış. Kitapta yer alan, günümüzde de kullanılmakta olan pek çok terim, Atatürk tarafından türetilmiş. Atatürk’ün türettiği sözcükler ile daha önce kullanılan Osmanlıca sözcükler karşılaştırıldığında yapılan işin önemi ortaya çıkıyor. Tablodan da görülebileceği gibi bugün kullandığımız matematik terimlerinin hemen hemen tamamı Atatürk tarafından türetilmiş, başka bir ifadeyle bu sözcüklerin büyük çoğunluğu tutmuş. Atatürk’ün önerdiklerinden sadece “varsayı, pürüzma, dikeyüçgen, dikeyaçı, tümeyaçı, imsiy, ökül, yüre” terimleri yerine, bugün sırasıyla “varsayım, prizma, diküçgen, dikaçı, tümleraçı, benzerlik, tüm/bütün, küre” terimleri kullanılıyor. Bilgilerinize efendim…