Ender Merter | Hakkında
Geçmişi yaşatan;
gençlere, yol açan

ENDER MERTER

Başarı bir gecede gelmez… İhap Hulusi Görey’i anlamak ister.

İhap Hulusi Görey… Cumhuriyet Dönemi’nin öncesi ve sonrasını 88 yıllık bir ömre sığdırarak, Türkiye’nin ilk afiş ve grafik sanatçısı olabilmek… Öncü çalışmalara imza atmak… Yalnızca Türkiye değil, uluslararası alanda da çalışmalar yaparak, sanatına global bir kimlik kazandırmak…

Onun imzasını herkes bilir. Ülkemizde yaşı ellinin üzerinde olan hemen herkes eğer ilkokula gitmişse onun imza ile tanışmıştır. Çünkü; 1 Kasım 1928 Harf devrimi ve daha sonra 1930’larda Atatürk’ün isteğiyle yapılmış küçük Ülkü'ye okuma öğreten Gazi kompozisyonlu ilk alfabenin kapak tasarımı bu imzanın sahibi olan İhap Hulusi Görey’e aittir. O kısaca “Bir afiş ressamı, sanatkar ve psikologdur”, “Günlük hayat gaileleri’’ ile yorgun düşmüş insanlara hitap eder. O sanat zevkini en geniş manasıyla halk kitlelerine hissettiren bir mürebbidir diye özetleyebiliriz.

İçinde bulunduğu dönemin imkanlarına ve tüm olumsuzluklarına rağmen titiz, temiz, disiplinli ve verimli bir şekilde üretmiştir. Siparişini aldığı tüm ilanların metinlerini kendisi yazmakta, her afiş için hazırladığı kaligrafik düzen ise kendi içinde bir bütünlük arz etmektedir. İleri düzeyde bildiği İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça lisanlarını değerlendirebileceği daha avantajlı ülkeler veya makamlar varken o gönlünü resme kaptırmış, grafik diye bir mesleğin söz konusu olmadığı bir dönemde bu işin eğitimini görerek, ülkesine hizmet etmeyi yeğlemiştir. Kusursuz disipliniyle, 1925’ler Türkiye’sinde grafik sanatı bilinmezken, yaptığı çalışmaları erdemli bir biçimde tek başına üretmiştir. Ülkemiz kültürü açısından önemli bir unsur olan Milli Piyango biletlerinde estetik değerlerin yanı sıra İstanbul’un detaylarını, mevsimlerini yakın tarihimizi resmetmiştir. Alfabe ve Vatandaş çalışmalarıyla topluma çok önemli noktalarda ulaşmayı başarmıştır. Tanıtımını yaptığı ürüne insanı bağlayan, mesajı şimşek gibi çakan, renkçiliği, lekeciliği ve çizgiciliği içinde barındıran afişler yapmıştır…

Lise yıllarında bulduğu imzasını, yaşadığı şehirle bütünleştirecek kadar da İstanbul tutkunudur. Resmi, ilkez ticari boyuta taşıyarak, ilana geçirdiği yıllar… 1930’larda yaptığı ‘‘Ankara Balı’’ ilanı. Bir kadın ve bir erkek figürü görüyoruz. Erkek kadını öpüyor. İlandaki başlık ‘‘Ankara Balı daha tatlı’’. O dönem ve mizah unsuru kullanmak. Zamansız bir metinle hala tazeliğini koruyor

Benim İhap Hulusi ilgim ise eskiye olan aşkım ve araştırmacı ruhumdan geliyor. Kendisiyle, 1984 yılında kendisini tanıma fırsatım olmuştu. Çok etkilendiğim o tanışmanın ardından, aklımdan geçenleri dün gibi hatırlıyorum. Hani derler ya ‘‘Ne Avrupai adam’’. Ben de tam böyle demiştim. Kendisine ve sanatına olan hayranlığım hep onun için yeni bir şeyler yapma arzusu doğurdu içimde. Küskün gitmesine üzülmüş olmak belki de içimdeki his…

Bu sebeple, ustayı en iyi şekilde anmayı ve yaşatmayı ilke edindim kendime. Son yaptığımız çalışmalardan biri, ‘‘Tutkulu Eller Açıkhavada’’ Sergisi içime sinen ve onun sanatına çok yakıştığını düşündüğüm bir çalışma oldu. İhap Hulusi Görey, 119. yaşında unutulmadı ve çalışmaları yeni renkler, yeni çizgilerle birlikte günümüze uyarlanarak sanatseverlerin beğenisine sunuldu. ‘‘Tutkulu Eller’’de doğan o çalışmalar, artnivo sanatçıları Basako, Burak Dak, Didem Dayı ve Sinem Karaduman tarafından yeniden yorumlanarak ‘Tutkulu Eller Açıkhavada’ Sergisi olarak İstanbul Şişli ve Ankara sokaklarında, çeşitli billboardlara yerleştirilerek, belirli cadde ve sokaklarda meraklılarına sunuldu. Böylece kültür-sanat bir reklam mecrası olarak ilk kez kullanıldı.

Bu çalışmaları çok sevdim çünkü yeni jenerasyona ulaşmanın farklı bir kanalı olduğunu düşünüyorum. Yakın zamanda katıldığım bir oturumda Johann Sebastian Bach’ın eserleri yeni bir form ile ‘Yeni Nesil Bach’ olarak sunuldu ve ilgili oturumda bu yeni nesil eserler için telif hakkı konusunda nasıl ilerleneceği tartışıldı. Eskiyi direkt olarak sunmak insanların ilgisini çekmiyor. Zeki Müren’in elli yıllık filmlerini alıp reklamlara koyuyorlar. Ancak bir farklılık yaratılmış olunmuyor. Bizler, ‘‘Tutkulu Eller Açıkhavada’’ Sergisi ile eskiye bir şeyler katıp bir şey üretmek istedik. Yüz yıldır İhap Hulusi ilham kaynağı oluyor, biz de bu proje ile iletişim alanındaki değişime ilham kaynağı olmak istedik…

Sanat, farklı bir mecraya taşınarak, toplumla bir araya getirildi. Yani, onun sanat zevkini yeni ellerle buluşturduk ve aynı onun yaptığı gibi çalışmaları halk kitlelerine hissettirdik. Böylece gördük ki, çalışmalarında yazmış olduğu sloganlar, çizdiği karakterler, günümüzde hala karşılık bulabiliyor ve orijinalliğini sürdürebiliyor. Bir sonraki jenerasyonlara kaynak oluyor.

Şimdilerde elinden geleni yaptığını düşünenleri görüyorum. Yeterince çabaladığını düşünen ama kapasitesinin çok azını kullanmış kişiler bunlar… Erken pes edip ‘‘Beni anlamıyorlar’’ diyenler. Hayat, inişleri ve çıkışları olan çok uzun bir gelişim süreci. Kimse her şeyi bilme özelliğine sahip değil. Herkes öğrenmeye devam ediyor. Başarı da böyle. Aslında kendilerini keşfetmeyi bilmiyor bu insanlar. Neye yetenekleri olduğunu bilmeden bir yola çıkıp, başarının onlara ulaşmasını bekliyorlar. İhap Hulusi’yi sizlere anlatmamdaki nokta buraya ortaya çıkıyor işte; Kendini tanıyan, yeteneğini bilen ve eğitimle onu parlatan bir usta. Sadece bizim değil, tüm dünyanın savaşlar içerisinde olduğu bir dönemde sanatta bulmuş kişiliğini ve resmetmiş hayatı. Başarı öyle bir gecede gelmiyor. Çalışmak ve sabrın sonucu olarak kendi istediği zamanda yakalıyor insanı. Bir salyangozun Nuh’un gemisine ulaşma çabasını düşünün. Edip iş adamı Max De Pree’nin ‘‘Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsanız, yelkeninizi değiştirin’’ sözünü aklınızda tutun.

Değişim ürkütücü olabilir. Hatta inanılmaz bir hıza sahip ve içinde bulunduğumuz çağın da temel gerekliliklerinden biri. Bu dünyadaki varlığınız devam ettiği sürece değişimle iç içe olmak size en büyük artılardan biri olacaktır. Geçmiş, elektronik cihazlarınızda yaptığınız gibi güncellenebilir bir olgu değil maalesef. Ben sorunlarımı sevdim, değişimi kabullendim ve sorunu çözmeyi sevdim. Bu sebeple bana ‘‘Kriz seven reklamcı’’ dediler. Sonra da bu tanımlamayı sevdim.

Kendinize güvenin, bir dünya bakışı edinin. Yakındığınız engelleri aşmak için adımlar atın. Önyargılarınızı kırın. Önyargı başa beladır, gerilemenize sebep olur. Hazır onları esnetmeye teşneyken, başkalarını yargılamakta acele etmemeyi de benimsemeye başlayın. Tabii, kendiniz için hangisinin geçerli olacağını da yine sizin tutumunuz belirleyecek.